Gecekondular Beni Affetsin - Ali ÇOLAK

Yazıcı-dostu sürümPDF sürümü

Ali ÇOLAK 01 Kasım 2008 Zaman

Yakın zamana kadar gecekonduların, şehrin şurasına burasına rastgele kurulmuş mahallelerin kaldırılması gerektiğini düşünürdüm. Çünkü buralara 'kondurulmuş' evcikler hiçbir kurala kaideye uymaz, göze asla hoş gelmez ve şehir estetiğini adamakıllı bozar.

Böyle bir mahalleye ne zaman yolum düşse üzerime bir kasvet çöker. O özensiz sokaklar, o sıvasız binalar insanı çileden çıkarmaya yeter. En çok da buralarda yetişen çocuklara acırdım. Uçsuz bucaksız tuğla ve beton yığını. Yeşil alan hiç yok. Yazın dayanılmaz toz bulutları, kışın çamur deryaları… Bu mahallelerde yetişen çocuklardan hangi hayal gücünü, hangi iyilik ve güzellik düşüncesini, hangi zarafet anlayışını bekleyeceksiniz?

Bir gün, kimi semtlerde o gecekonduların yerine on beşer katlı sözümona apartmanların yapıldığını gördüğümde, bu yeni hayatın gecekondulardan çok daha ruhsuz, çok daha kasvetli olduğunu anladım. Üstelik buralar, kimi uyanık müteahhitlerin marifetiydi ve 'kentsel dönüşüm' adı altında büyük, çok büyük rant kapıları olmuştu. Göğe doğru uzanan bu yeni ve dönüşmüş semtler, bir zamanlar oralarda yaşanan biraz sefil ama kendi içinde bir sıcaklığı, insaniliği olan hayatı büsbütün silip götürmüş, yerine ne olduğu belirsiz, köksüz, gayri insani, ucube bir hayat getirip dayatmıştı.

Evet, gecekondular, bütün sefaletine ve asgari yaşama şartlarından yoksunluğuna rağmen insani bir hayatın yaşanıp gittiği yerlerdi. Bir kere evler ve insanlar yan yana, birbirine eşit şartlarda yaşardı. Dumanlar tüterdi evlerden. Komşu evlerde neler olur biter bilirdi insanlar. Bir tabak yemek komşu evlere götürülürdü. Çocuklar komşu annelerin evinde büyürdü neredeyse. Kapı önlerinde, çit başlarında, avluların duvarından sarkıp hal hatır sorardı kadınlar, erkekler birbirine. Yaşlıların gençlere, büyüklerin küçüklere söyleyeceği sözler olurdu. Mahallede sesler seslere, kokular kokulara karışırdı. Her şeye rağmen mahalle insan kokardı, insan…

Şu onbeş katlı apartmanların dikildiği 'dönüşmüş' semtlerde bu sıcaklıktan, bu insan kokusundan ne kaldı dersiniz. Bir zamanlar, Romanların cümbüşlü mahallesi Sulukule vardı. Gün geldi, orayı da 'dönüştürmek' istediler. Romanların o şen ruhu kaybolup gitti. Evlerinden oldular. Sonra ne mi oldu orada? Belediyeye ve hükümete yakın, kulağı delik zengin adamlar gidip bir bir evleri ucuz fiyata kapattılar. Şimdi her birinin yüz milyarlarca liralık dairesi olacak orada. Bir yerler, bir şeylere dönüşüyor şüphesiz, ama ne neye dönüşüyor? Bu arada neler yok olup gidiyor, bunu düşünen var mı?

Geçenlerde memleketim Aydın'dan geçtim. İzmir tarafından şehre girişte gördüğüm manzara kanımı dondurdu. Sol tarafta o güzelim düz araziye yüzlerce, binlerce apartman dikilmiş, balkonları birbirine değiyor. Aydın'a bu kadar konut lazım mı gerçekten; yahut buraya mı yapılmalıydı bu çirkinlik abidesi apartmanlar? Hadi yaptınız, böyle birbirine bitişik, iç karartıcı, kâbus gibi mi yapılması gerekiyordu?

Bir de devletin konut yapan bir kuruluşu var. Dağı taşı gökdelenlerle donatıyor. El kadar boşluk, yeşil alan buldu mu, yüzlerce apartman dikiyor oraya. Yaptığı konutlar, ülkenin her yerinde, her kentte aynı standartta, aynı soğuklukta. Her şehrin yapısına, kültürüne, geleneğine uygun bir yapı tarzı geliştirilemez miydi mesela? Geçenlerde aileden sorumlu genel müdürlüğün başkanı bir hanım yakınıyordu. "Ailenin dağılmasının sebebi, devletin bu kurumudur. Mutfakları küçük yapıyor… Çünkü ailenin bir arada olduğu tek yer mutfaktı evlerde. Şimdi o da yok artık…"

O ünlü Fransız mimar Le Corbusier'in ruhuna bir selam çakalım buradan… Evet, standartlar geliştirip (keşke bunu düşünselerdi, emin değilim. sadece rant, yalnız rant…) kentleri dönüştürmek gerek, doğru. Ama önce standartların ruhunu belirlemek gerek… Biz, kentlerimizi hangi ruha göre dönüştürüyoruz? Selçuklu'nun merkezi Konya ovasına onbinlerce ruhsuz, iğrenç apartman diken zihniyetin ruhundan söz edilebilir mi?

Gecekonduları seviyorum ben. Bir zamanlar onlara haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Oralarda bütün sefaleti içinde, insan var, insan kokusu… Yeni  dönüşmüş, bol gökdelenli semtlerden ise pis rant kokuları geliyor.